Oyun ve yaratıcı drama ilişkisi

Göksel Çiğdemoğlu (Oluşum Drama Atölyesi) / 2003.07.15


İnsanoğlu henüz yeryüzünde var olmamışken hayvanlar tarafından yapılan eylem oyunlarına tanık olmuşlardır. Hayvanlar insanın onlara oyunu öğretmesini beklememişlerdir. İnsan ortaya çıktıktan sonra “oyun” sayesinde dili, sanatı, kültürü oluşturmuştur.

Zamanla oynayarak yarattıklarını, oyunla ortaya koyduğunu unutmuş ve bugün “oyunu” tamamen kendisinden uzakta, “çocukça” bir eylem gibi görmektedir. Oyun, kültürden eskidir. İnsanın, genel anlamda oyun kavramına hiçbir katkısı olmamıştır.

Oyunu tanımlamaya çalışırken ya da oyunla ilişkili bir yazı okurken, "Huizinga" ile karşılaşmamak olanaklı değildir. "Huizinga", oyunun insan için önemini, insanın kültürü oluştururken kullandığı oyunu belgelere dayandırarak “Home Ludens” isimli kitabında ortaya koymuştur. "Huizinga" kitabında bir oyun tanımı da yapmıştır. Huizinga’nın oyun tanımına geçmeden önce başka oyun tanımlarını görelim:

Oyun, çocuğun kendisini ifade etmesidir.
Oyun, çocuğa hiç kimsenin öğretemeyeceği konuları kendi deneyimleri ile öğrenmesi yöntemidir.
Oyun, çocuğun işidir, uyumdur ve sosyal bir kuruluştur.
Oyun, hayal ile gerçeklik arasında bir köprüdür.
Oyun, çocuğu iç dünyasına götüren bir etkinliktir.
Oyun, çocuğun iç dünyasının aynasıdır.
Oyun, yaratıcı düşünce ile beraber gider.
Oyun, yenilik ve değişiklik arzusuna olumlu bir cevaptır.
Oyun, çocuğun kişiliğinin gelişimini sağlayan en ideal ortamdır.
Oyun, çocuğun deney yoluyla düşünmesidir.
Oyun, çocuğun bulunduğu yaş ve gelişme düzeyine göre bir boş zaman faaliyeti, eğlence için yapılan bir etkinliktir.
Oyun, insanda ki gizli enerjinin kullanılmasıdır.
Oyun, canlılık anlamına gelen, yaratıcılığın sürekli göstergesidir.
Oyun, çocuğu yetişkin yaşamına hazırlayan son derece önemli bir araçtır.
Oyun, yalnızca eğlenmek amacıyla yapılan bir faaliyetten çok, ciddi bir faaliyettir.
Oyun, gelişimi sağlayan fonksiyonel bir haldir.
Oyun, çocuğun dili, oyuncaklar sözcükleridir.
Oyun, çocuğun, sosyal ve etik değerleri öğrendiği bir arenadır.
Oyun, çocuğun öğrenme laboratuvarıdır.
Oyun, çocuğun zeka, beden ve kişilik gelişimi sağlayan bir faaliyettir.
Oyun, çocuğa içsel boşalım olanağı veren bir faaliyettir.
Oyun, egonun bir fonksiyonudur.
Oyun, geniş anlamda çocuğun kişiliğini bütünü ile etkileyen bir faaliyettir.

Oyunun bu kadar geniş bir alana sahip olması psikologların da ilgisini çekmiştir. Ruhsal sorunların sağıltılmasında “oyun” bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Bu tanımlarda ya oyunun bir kısmı ile uğraşıldığını ya da sonuçlarıyla uğraşıldığını görüyoruz.

Bu halde oyun nedir?
"Huizinga’nın" tanımı bize yardımcı olacaktır. "Form açısından, demek oluyor ki, oyunu özetle, uyduru olarak hissedilmiş, gündelik hayatın dışında konumlanmış, bununla birlikte oyuncuyu bütünüyle kendinde yoğunlaştıracak yetide, özgür bir edim olarak tanımlamak olasıdır".

Her türlü maddesel çıkardan ve her türlü yararlılıktan kurtulmuş bir edim; özellikle çevrimlenmiş bir zamanda ve mekan içinde yerine getirilen belirlenmiş kurallar uyarınca düzen içinde cereyan eden, insan ilişkilerinde kendilerini gizemlerle çevreleyerek ya da kılık değiştirerek alışılmış bir dünya karşısındaki tuhaflıklarını vurgulayan, gruplar yaratan bir edimdir”.

"Huizinga’nın" çalışması temelde belli bir tür oyunu, kurallaştırılmış yarışma oyunlarını yöneten zihnin verimliliği üzerine bir araştırmadır. "Huizinga" tanımında maddi çıkar karşılığı oynanan oyunları dışlamıştır. Şimdi Huizinga’dan yola çıkarak oyunu tanımlayanlardan "Roger Caillois’in" oyun tanımını görelim.

Özgür: Oyun çekici ve sevinç veren eğlence vasfının bir çırpıda kaybetmeksizin, oyuncunun katılmaya mecbur olamayacağı bir faaliyettir.
Ayrılmış: Önceden saptanmış ve zaman sınırları içinde çevrimlenmiş bir faaliyettir.
Belirsiz: İcat etmenin gerekliliği karşısında belli bir serbestliğin zorunlu olarak oyuncunun inisiyatifine bırakılması ile cereyan edişi belirlenemeyeceği gibi sonucu da önceden alınamayan bir faaliyettir.
Üretken olmayan: Ne değer, ne zenginlik, ne de herhangi türden yeni bir öğe yaratan; ve oyuncuların kendi aralarındaki mülkiyetin yer değiştirmesi dışında oyunun başındaki ile aynı olan bir konumlanışa götüren bir faaliyettir;
Kurallaştırılmış: : Bilinen yasaları askıya alan ve anlık olarak, yalnızca onun geçerli olduğu yeni bir yasallık düzeni kuran uzlaşımlara bağlı bir faaliyettir.
Uydurulmuş: Gündelik hayata göre özgün bir ikincil gerçeklik ya da açıkça gerçek dışılık bilincinin eşlik ettiği bir faaliyettir.

Yine Huizinga’dan yola çıkan yazarlardan Prof. Dr. Metin AND "Huizinga’nın" çalışmasına Anadolu’da oynanan oyunlardan örnekler vermektedir. AND’a göre, oyun, gönüllü ve özgür bir uğraşıdır; sınırlandırılmış yerde ve zamanda yapılır; sonucun belirsizliği katılımcıyı heyecanlandırır, gerilimini arttırır, oyuncu kurallara uymak zorundadır, hile yapsa da bunu kurallara uyuyormuş gibi yapar.

Oyunda kişinin gönüllü katılımı ve özgür olması kişilik gelişimi için önemlidir. Kişilik gelişimi deyince aklımıza zeka, yetenek, sosyalleşme, öğrenme gelmektedir.

Yaratıcı dramayla oyunun ilişkisini ortaya koyabilmemiz için yaratıcı drama tanımlarına da bakalım, sonra da ortak özelliklerini ortaya koyalım.

Eğitimde Yaratıcı Drama
Drama kavramı sözcük olarak Yunanca "dran"'dan türetilmiştir. Dran yapmak, etmek, eylemek anlamını taşımaktadır. Drama ise, eylem anlamını taşıyan, yine Yunanca Dromenon’un seyirlik olarak benzetmecisi biçimindeki kullanımıdır. Özellikle tiyatro bilimi çerçevesi içinde drama kavramı, özetlenmiş, soyutlanmış eylem durumları anlamını almıştır.

Türkçe’de kullanılan "dram" kavramı ise, Fransızca‘da ki sonu "e" ile biten "drame" sözcüğünden gelmektedir. O dilde burjuva tiyatrosu anlamına geldiği halde Türkçe’de ve özellikle halk dilinde acıklı oyun anlamında kullanılmıştır. Oysa dramatik olan ya da drama, insanın her türlü eylem ve ediminde yer almaktadır. Daha ayrıntılı bir tanımla, insanın insanla giriştiği her tür dolaysız, doğrudan ilişki, etki, tepki, alış, veriş, arada oluşan en az düzeyde bir etkileşim bile bir dramatik an ya da dramatik bir durumdur.

Oyun süreçlerinde ki ve yaşam durumlarındaki dramatik anların uzmanlarca, grup içi etkileşim süreçleri içinde yaratılması, yaratıcı drama çalışmaları olarak nitelenmektedir. Bu tanımın yanında yaratıcı dramanın sağlayabildiklerini görelim.

Yaratıcı drama, günlük sıkıntılardan kurtulup deşarj olmayı, olaylara olgulara eleştirel bakabilmeyi, yaratıcılığı estetik duyguları geliştirmeyi, sosyalleşmeyi, işbirliği yapabilme becerisini, toplumsal duyarlılığın artmasını, toplulukla çalışma yeteneğini, katılımcılığı, iletişim becerilerini geliştirmeyi, özgüvenin artmasını, utangaçlık, çekingenlik vb. olumsuz duygulardan arınmayı, ruhsal olarak sağlıklı bir birey olmayı, kendini tanımayı, keşfetmeyi, geliştirmeyi ve daha iyi ifade etmeyi, özgürce düşünebilmeyi ve düşündüklerini söyleyebilmeyi, düzgün konuşabilme becerisinin gelişmesini, verileni olduğu gibi kabullenmeden araştırıcı olmayı, sanatı, özellikle tiyatroyu sevmeyi sağlar.

Oyun ve yaratıcı drama tanımlarından sonra oyun, yaratıcı drama ilişkisini görelim. Oyun ve yaratıcı dramanın ortak özellikleri; ikisi de sınırlı zaman ve mekanda yapılmaktadır. İkisinde de katılımcının gönüllülüğü esastır. İkisinin de sonucu öngörülmez.

Oyun ve yaratıcı dramanın ayrıldığı nokta; yaratıcı dramada “oyunun” bir lider tarafından yönetilmesidir. Yaratıcı dramada oyun amaca ulaşmak için araç olarak kullanmaktadır.